Adidas'a ne deriz? Oha oldum, Türkçe DOSHE..LAILA,BICHOK,TACKLE!!!
Türkçe Günleri'ne konuk olan Zülfikar Doğan'ın Akşam gazetesinde yazdığı yazısıAdidas'a ne deriz? Oha oldum, Türkçe DOSHE..LAILA,BICHOK,TACKLE!!!
Ankara'da yeni bir mağazanın açılış ilanları asılı; 'BICHOK Tunalı'da açılıyor'. Altta da çeşitli giyim - kuşam markaları listelenmiş.
Anlıyoruz ki, mağazada 'birçok' ürünü, markayı aynı anda bulmak mümkün. Ama neden adı 'Birçok', 'Biçok' falan değil de BICHOK? Bir fabrikanın tabelası daha yol kenarında DOSHE Furniture. Hemen yanında bir ayakkabı fabrikası... Footwear! El konulan bankaların mallarını satan emlakçı Eskidji. Eskici demek ayıp mı, günah mı?
Ankara'da, Egemen Türkiye Cumhuriyeti Başkenti'nde, Atatürk Bulvarı'nda, Turan Güneş ve İnönü Bulvarları'nda, diğer bulvar ve caddelerde (muhtemelen İstanbul ve diğer kentlerde de) Muhammed Ali ve Deyvit Bekım'lı Adidas spor - idman malzemeleri üreticisi firmanın koca koca ilanları. İlanda Allah rızası için, ilaç için, tek kelime Türkçe yok; Sport is everything ve altında da Nothing for impossible. Fransa'da yasa var, dil kanunu var, böyle bir ilan verdiğiniz zaman altına da mutlaka Fransızca'sını yazacaksınız. Adidas, burayı İngiltere ya da İngilizce konuşulan bir koloni, sömürge sanıyor herhalde. O nedenle de ilanlarına malını satmak istediği Türk müşteriler, tüketiciler için tek kelime Türkçe koymaya tenezzül etmemiş. Adidas haklı aslında. Dalgasını geçiyor. Bağımsızlık, egemenlik ölçüsünün ülkeyi yönetenlerce bile 'Bir kasa portakal satmak' ile özdeşleştirildiği bir ülkede, egemenliğin, özgürlüğün, bağımsızlığın, ulus olmanın en temel unsuru 'anadile' saygı duymayan, sahip çıkmayanlara niye saygı duysun?
Bu ülkenin işadamları, sanayici ve tüccarları bile işyerine Türkçe isim koymaktan utanıyor, hicap duyuyorsa, mağazasına BICHOK, Mobilya fabrikasına DOSHE (Döşe ya da döşemeci anlamında herhalde) meyhanesine TACKLE (Takıl), LAİLA (Bizim Leyla'ya ne oldu) ismini veriyorsa, kime ne diyeceksiniz? Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Belediyeler, buralara ruhsat verenler, reklamlarda müstehcenlik aramaktan başını kaldıramayan reklam kurulları, tüketici dernekleri uyuyorsa, kimse tınmıyor, umursamıyor, protesto etmiyor, boş veriyorsa elin ecnebisine ne demeli?
* * *
Bu ülkenin yurttaşlarına ana dillerini, doğru yazmayı, konuşmayı öğretecek okullarda, üniversitelerde bile eğitim dili İngilizce, Fransızca oldu mu millet de onbin dolarları sayıp, buralara tahaccüm ediyorsa kime ne diyeceksiniz? Dili en çok koruyacak, kullanacak Basın - Medya kendi diline, yabancılaşmış, matbaasını 'pirinting sentır' binasını 'medya sentır, medya plaza' diye çağırıyorsa, radyo — televizyonlarının nerede ise tümünün adı 'ecnebi' (Star, Show, Sky, CNN Türk, CNBC, Nambır van, Joy, Dırim, Foreks, vb.) ya da ecnebi olmayanlar da 'ecnebice' gibi söyleniyorsa (EN TİVİ, EYÇ Bİ Bİ, EY TİVİ vb.) köşe yazarları arasında Türkçeyi 'tahrif ve tahrip' ederek,
bozarak yazmak moda, yükselen değer oluyorsa, en büyük gazetelerin manşetlerinde, 'dil, kelime, imla' hataları yapılıyor ve gazeteyi yapanlar bile gazetelerini okumuyorsa, kime ne diyeceksiniz? En Türk reklamlar bile İngilizce - Türkçe 'altyazılı' ise, dizide 'Oha oldum yav' diyen memleketi sarsıp, aynı gün dillerde slogan oluyorsa, kime ne diyeceksin? Hacettepe Üniversitesi Türkçe Topluluğunun, Türkçe Günleri toplantısında bunları düşündüm, söyledim. Şimdi de yazıyorum.
Neyşınıl independınt, van baks orınc izınt it (Ulusal bağımsızlık bir kasa portakal değil mi)?
Unut Türkişi, bichok inglış doshe be bıradır, tackle bana going to Laila'ya, oha oldum yav!!!
Zülfikar Doğan
Akşam