Yine F Klavye Sorunu

Emre Kongar

3 Kasım 2005 Perşembe, Cumhuriyet, Medya Notu

 

             Değerli okurlarım, ben asıl mesleği öğretmenlik olan (ve bilim insanı olmaya çalışan) bir yazarım, dolayısıyla çözülmemiş sorunlara ilişkin olan konulara geri dönmekten bıkmam.

             Öğretmenlik mesleği de böyle değil midir?

             Bir sınıfı okutur, onlara bir şeyler öğretirsiniz, sonra onlar bir üst sınıfa geçer, siz yeni gelenlere yine aynı şeyleri öğretmeye devam edersiniz.

             “F klavye” sorunu sürdüğü sürece bu konuya geri dönmekten bıkmayacağım.

             Ayrıca hemen belirtmeliyim ki, siz değerli okurlarım da çözülmemiş sorunları gündeme getirmekte aynı derecede bilinçli, kararlı ve yılmaz yurttaşlarsınız.

             İşte yine değerli bir okurumdan, Halit Çelebi’den “F klavye” konusunda gelen bir mektup:

           

             “Sayın Emre Kongar,

             Ablam gençliğinde 10 parmak daktilo öğrenmişti.

             Şimdi ilköğretimde sınıf öğretmeni. Evinde çok yoğun internet kullanıcısı.

             İlköğretimdeki oğluyla anlaşamıyor, çünkü o eve F klavye almak istiyor ama biraz piyasa şartlarından dolayı ama asıl oğlunun dayatmasıyla evde Q klavye kullanılıyor.

             Sistem kendi yetiştirdiğine ihanet içinde yürüyor.

             Yabancı şirketteyim, alıştık Q klavyeye maalesef.

             Fransa’daydım geçen hafta, internet kafelerde hep A klavye var, bir tane Q klavye bulsam ben de buna sevineceğim.

             Çelişkiye bakınız.

             Bu basit konuya eğildiğiniz halde acaba neden düzeltilemiyor?

             Burada da mı kuşatmışlık altındayız?

             Sevgi ve saygılarımla.

             Halit Çelebi, bir okuyucunuz.”

           

             Halit Çelebi’nin mektubundaki önemli öğeleri tek tek sıralarsak, durumun ne denli ciddi olduğu bir kez daha ortaya çıkar:

 

             1) Türkiye’de birkaç kuşak, ülkenin ulusal klavyesi olan “F klavye” ile 10 parmak yazacak şekilde eğitilmiştir.

             2) Piyasayı, ulusal standardımızı dikkate almayan uluslararası üreticilerin “Q klavyesi” işgal etmiştir.

             3) Türkiye kendi ulusal klavyesini, yasal önlemlere karşın koruyamazken, örneğin Fransa, kendi ulusal klavyesi olan “A klavyeyi” korumayı başarabilmiştir.

             4) Böyle ulusal bir sorunun, son derece basit önlemlerle çözülebilme olasılığına karşın hâlâ devam etmesi, ülkemizin karşı karşıya olduğu bir kuşatılmışlığın sonucudur.

             Bu sütunda pek çok defa, Türk Standartları Enstitüsü’nü, Gümrük Müsteşarlığı’nı, Milli Eğitim Bakanlığı’nı göreve çağırdım

             Sonuç, “sıfıra sıfır, elde var sıfır”.

             “Muhafazakâr demokrat” olduğunu ilan ettiği için, ulusal kültürümüze en fazla sahip çıkması beklenen AKP iktidarı, herhalde sistemi dinci çizgilerde etkilemeye çalışmakla o denli meşgul ki, bu soruna eğilemiyor.

             Aynı konuda yazılar yazmış olan Doğan Hızlan, Yurtsan Atakan ve Emre Aköz, bıkmış usanmış olduklarından dolayı yazılarını sürdürmeseler de, yazdıklarım etkili olmasa da, sorun sürdüğü sürece bu konuda yazmaya devam edeceğim.

             Siz değerli okurlarımın da bu çabamı (çabam ne denli umutsuz olursa olsun) doğru olduğu için desteklediğinizi biliyorum.